Mehmet Şimşek neler yapacak… Dolar yükselecek mi

Kutalmış Gürbüz

Bir dönem Vaşington Büyükelçiliği Ticaret Başmüşavirliği Diplomatik görevlerinde çalışan ve Ekonomi Bakanlığından emekli olan iktisatçı Fikret Artan, Mehmet Şimşek ile birlikte Türkiye’yi bekleyen yeni ekonomik planı Odatv’ye değerlendirdi.

Bugün için ekonominin “Yatırım-Üretim-İhracat” ve “İstihdam” olarak yeniden belirlenmesi gerektiğini belirten Artan, “Bunu sağlayacak kurumsal yapının yetersiz olduğunu söylemek de ayrı bir gerçekliktir” uyarısını da yaptı.

Fikret Artan Odatv’ye yaptığı açıklamalarda doların geleceği ve Mehmet Şimşek’in hamlelerine ilişkin de ipucu verdi.

İşte o röportaj:

Sayın Artan, yeni Kabineye baktığınızda Ekonomi Yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekonomi yönetimi denildiğinde tabiki ilk olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı akla geliyor. Exeterli Mehmet Şimşek’in 16 yıl sonra tekrar bu göreve getirilmesi doğal olarak 2007-2009 yıllarındaki performansını gözden geçirmek gerekiyor ki; 2009 yılında yaşanan ve “Teğet Geçti” söylemiyle geçiştirilen ve 2001 yılından sonraki en yüksek küçülme olan yüzde 4,8 bir oran ile karşı karşıya kalınmış, 2007 yılında 11 bin dolar olan Fert Başına Milli Gelir 2009 yılında 9 Bin Dolar düzeyine gerilemişti.

2009 yılında küresel faktörlerin krizde etkisi olması yanında, 2003-2007 arasında bu görevde oturan ekonomi sihirbazı Ali Babacan’ın büyük sorumluluğunun bulunması, Mehmet Şimşek’in 2007-2009 dönemindeki başarısızlığının örtülmesini sağlamaz.

Diğer yandan, İşsizlik oranına baktığımızda benzer şekilde 2007 yılındaki %8,9 seviyesinden 2009 yılında yüzde 13,0 seviyesine yükselmiştir. Dış ticaret, Yabancı Sermaye girişi, Dış Borçlarda da benzer olumsuz gelişmeler yaşanmıştır.

Dış Borçlanma deyince Mehmet Şimşek’in yine aynı bakanlığa ısrarla tekrar getirilmesinin esas sebebi ortaya çıkmaktadır.ABD Büyükelçiliğindeki mesai, Exceter mensubiyeti, Kraliçe Hazretlerine ve Sam Amcaya vatandaşlık yeminleri akla gelen en önemli hafıza kayıtları olarak ortaya çıkmaktadır.

2001 yılında Kemal Derviş hangi fonksiyonu ifa ettiyse, bugün Mehmet Şimşek’in aynı pozisyonda olduğunu söyleyebiliriz.

Ekonomi ile ilgili diğer Bakanlıklar hakkındaki düşünceniz nedir?

Ticaret Bakanlığı da benim Müsteşar Yrd. ve Vaşington Büyükelçiliği Ticaret Başmüşaviri olarak görev yaptığım bir kuruluş olması sebebiyle üzerinde rahatlıkla değerlendirme yapabileceğimiz bir alandır.

Bakanlık kadrosuna getirilen Ömer Bolat’ın Uluslararası Ekonomi alanında eğitim alması, İş dünyasından gelmesi ve DEİK-İş Konseylerine aşina olması avantajlı yönleri, Kamu Ekonomi Yönetiminde ve Makro Ekonomi alanında tecrübesinin olmaması ise dezavantajlı yönleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Özelikle fiyat artışlarının dizginlenmesinde önemli rolü olması gereken bu Bakanlıkta iç ticaret ve tüketici hakları konusundaki birimlerin etkin çalıştırılmasının sağlanamayacağını düşünüyorum.

Merkez Bankası Başkanlığına getirilmesi kamuoyunda konuşulan Hafize Gaye Erkan hakkında düşünceniz nedir?

Söz konusu şahsın özgeçmişine baktığımızda çok parlak bir hikayesi var gibi görülmekle birlikte, Türkiye’de hiçbir bürokratik tecrübesinin olmadığı ve makro ekonomik backgrounda sahip olmaması oldukça dikkat çekicidir.

Aslında Merkez Bankasının, başındaki şahıstan ziyade, Kurumsal ve araçsal Bağımsızlığının daha önemli olduğunu ve uluslararası ekonomi aktörlerinin de buna bakacağını düşünüyorum.

Peki siz Ekonomik Programların ve Planların yapıldığı bir kurumda yıllarca çalışan biri olarak Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sorunları öncelik sırasına göre nasıl görüyorsunuz?

DPT’de geçen kariyerim boyunca 16 tane Yıllık Ekonomik Program, 3 tane de 5 Yıllık Kalkınma Planı tecrübem yanında, özellikle 1994 ve 2011 ekonomik krizlerinde istikrar programı çalışmalarında katkıda bulunan bir ekonomi bürokratı olarak diyebilirim ki bugün ülkemizin içinde bulunduğu Enflasyon ve bunun yol açtığı hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı insanlarımızı en çok muzdarip eden en öncelikli sorundur.

Bu çerçevede sıkıntı çeken toplum kesimlerinin başında, son dönemde seçim ekonomisinin etkisiyle geçmişe göre nispi olarak biraz daha yüksek artış sağlanmasına rağmen, yeterli gelire sahip olmayan ve sayıları 15 milyona ulaşan emekliler ile bir çok konuda yoksunluk çeken milyonlarca gençlerimiz gelmektedir.

Gençlerimizin sıkıntılarının başında ailelerinin gelirlerinin reel olarak azalmasından daha da önemlisi genç işsizliğin korkunç boyutlara ulaşmasıdır.

Bütün bunlara sebep olan esas etken ise ekonominin yapısal sorunlarının yıllardır çözülememesi sebebiyle, sağlıklı bir iç ve dış dengeye sahip olunamaması sonucu Yatırım, Üretim ve İhracat zincirinin kurulamaması ve sürekliliğinin sağlanamamasıdır.

Bu duruma neden olan husus ise iç tasarrufların son 50 yılın en düşük düzeyine gerilemesi ve ekonominin dış kaynak sorununun aşılamamasıdır. Ancak özellikle vurgulamam gerekir ki bütün ekonomik sorunlar sadece borç bulmakla veya parasal tedbirlerle kısa vadede çözülmüş gibi görünse de, uzun vadede ve kalıcı olarak ortadan kaldırılması için yapısal sorunların çözülmesini gerektirmektedir.

İlave olarak, ekonomik krizi ve maliyeti daha da derinleştiren husus, 6 Şubatta 11 ilimizde yaşanan Depremin yükü olarak Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından tahmin edilen 104 Milyar Dolarlık ek finansman ihtiyacıdır.

Peki bu durumda ekonomi politikaları kısa ve orta vadede hangi yönde olacak? Mehmet Şimşek’in kaynak sorununda rolü ne olacaktır?

Bildiğiniz gibi son birkaç yıldır büyük bir ekonomik krizin içinde bulunmamıza rağmen herhangi bir istikrar programı uygulanması yerine, gerek asgari ücret, gerek diğer maaşlara yapılan artışlar ile gerekse mesela doğal gaz faturalarının bir kısmının karşılanması gibi alınan popülist kararlar ile bir seçim ekonomisi yürütülmekteydi.

2024 yılı Mart ayında yapılacak Mahalli Seçimleri de dikkate aldığımızda, bu popülist eğilimin dozu biraz azaltılsa bile uygulamanın devam edeceğini düşünüyorum. Yani, yeni ekonomi yönetiminin en azından ilk 10 ay boyunca ciddi ve kapsamlı bir istikrar programı uygulayabileceğini düşünmüyorum.

Mehmet Şimşek’in performansı paralelinde başta Londra olmak üzere, uluslararası piyasalardan sağlanacak fonlar ile son yıllarda yoğunluk kazanan Swapların etkisiyle önümüzdeki 10 aylık dönemde Döviz Kurlarının da çok yüksek oranlı artmayacağını değerlendiriyorum.

Ancak, 2024 Nisan ayından sonra yoğun bir 3 yıllık istikrar programı uygulanmak zorundakalınacağını net olarak söyleyebilirim. Yani oldukça ağır bir kemer sıkma dönemi ve Ortodoks politikalar bütün gerçekliği ile karşımızda olacaktır.

Peki bu durumda IMF’e gidilir mi? Alternatifler ne olabilir?

Sayın Cumhurbaşkanının söylemlerine bakınca IMF’ye gidilmesi ihtimalinin çok düşük olduğunu söyleyebilirim. Az önce de belirttiğim gibi Mehmet Şimşek ve “Swap” faktörü döviz kurlarında aşırı oynaklığı kısa dönemde kontrol altına alsa bile, Ekonominin doğal kurallarının önümüzdeki 2 yılda kendisini göstererek döviz kurlarını daha yükseğe çıkaracağını tahmin etmek zor değildir, ki son 20 yılda olduğu gibi İthalata değil, artık gerçekten İhracata Dayalı Büyüme politikasına geçilecekse bu olmazsa olmaz ilk kuraldır.

Uzun yılların tecrübesiyle diyebilirim ki Babacan ve Şimşek’in ilk başarısız Bakanlık dönemlerinde olduğu gibi, Döviz Kurlarının tedrici olarak yükselmesinin engellenmesi halinde, 2 yıl sonra aniden yükselişi ekonomiyi son 50 yılın en önemli darboğazına sokacaktır.

Mevcut Ekonomik Sorunların üstesinden gelebilmek için önerileriniz nelerdir?

Röportajın başından beri doğal olarak Ekonomi Yönetiminde şahıslar bazında konuşmak durumunda kaldık. Oysa asıl olan Ekonomi Yönetimiyle ilgili Sistemsel, Kurumsal ve Hukuki konulardır.

Son yıllarda ekonomi yönetiminde görülen en önemli kurumsal sorun, uzun vadeli ekonomik hedefler belirleyen ve ekonomide koordinasyonu sağlayan Devlet Planlama Teşkilatının 2011 yılında önce sıradan bir bakanlık konumunda Kalkınma Bakanlığına dönüştürülmesi, 2018 yılında ise Maliye Bakanlığının Bütçe Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün fonksiyonlarının bir kısmı dahil edilerek Strateji ve Bütçe Başkanlığı adı altında Tapu Kadastro gibi sıradan bir devlet dairesine dönüştürülmesidir.

DPT Planlı Kalkınma konusunda faaliyette olduğu 52 yıl boyunca önemli fonksiyonlar yerine getirmiş, özellikle ekonomide kaynakların rasyonel kullanımı, yatırım programlarının etkinliği, makro ekonomik hedeflerin tutarlı belirlenmesi ve ekonomi ile ilgili kuruluşların koordinasyonun sağlanmasında önemli katkıları inkar edilemeyecek planlı kalkınmayı sağlayan saygın bir kurum olmuştur.

Bugün geldiğimiz noktada Ekonomi Politikasının Yatırım-Üretim-İhracat ve İstihdam olarak yeniden belirlenmesi çok doğru olmakla birlikte, bunu sağlayacak kurumsal yapının yetersiz olduğunu söylemek de ayrı bir gerçekliktir.

Bu sebeple, Cumhuriyetin 2. Yüzyılının ilk 10-20 yılında hem içinde bulunulan ekonomik krizin atlatılması, hem de yapısal sorunların çözülerek Ekonomik ve Sosyal Kalkınmanın hızlıca sağlanması için Devlet Planlama Teşkilatının bir an önce yeniden ihdası bir zorunluluktur.

Dünyadaki genel gidişatta, neoliberalizm irtifa kaybetmekte ve kamu kesiminin ekonomideki rolünün arttırılması zemin kazanmaktadır. Böyle bir durumda ekonomiden sorumlu yeni bakanın eski alışkanlıklarına devam etmesinin 85 milyona pahalıya patlayacağını söylemek kehanet olmayacaktır.

Türkiye’de uygulanan Planlama anlayışı ile Genel Ekonomi Teorisinin temel felsefesi Kaynakların Etkin-Rasyonel Kullanılmasının sağlanmasıdır. Başka bir ifade ile iktisat teorisi ile ülkemizdeki planlamanın nirengi noktası aynıdır.

Bunun yanında, Ekonomi Bürokrasinin Kurmay Kadrosunun yetişmesinde bir okul işlevi gören Devlet Planlama Teşkilatı yarım yüzyıllık tecrübesi ve markasıyla bürokrasinin tamamına motivasyon katkısında bulunacaktır.

Böylece, ekonomi yönetiminde alternatifsizlik sebebiyle hep aynı şahıslara bağımlı kalmak yerine, göbeği dışarıya bağlı olmayan yeni ekonomi kurmaylarının yetişmesi ve milletimize hizmet etmesi de sağlanmış olacaktır.

İç ve dış kamuoyuna ekonomide alınacak tedbirlerin bir plan ve program dahilinde olacağını göstermek de belirsizliği ortadan kaldırarak, somut bir kurumsal yapı ile daha kolay olacaktır. Buna hukuki alandaki güven verici düzenlemelerin de eklenmesi ile birlikte şahıslara dayalı geçici finansman sağlanması yerine, kurumlara ve hukuka dayalı kalıcı ve istikrarlı bir ekonomik yapı oluşturulmuş olacaktır.

Özellikle vurgulamak gerekir ki; İhracata Dayalı Kalkınmanın İleri Teknolojiye ve Yüksek Katma Değerli Üretime geçişle mümkün olacağı, bu gelişmenin ise başta teknik eğitim olmak üzere çok iyi senkronize edilmiş sektörel ve bölgesel planlama ile başarılacağı hususudur.

Dönem, 2000’lerin başındaki özelleştirme furyası gibi bir dönem değil, başta enerji ve savunma sanayi olmak üzere gerekli sektörlerde yeni KİT’ler oluşturularak yüksek oranlı yatırım, üretim, ihracat ve istihdamın önünün açılarak gençlerimizin ülkelerinde kalmalarını sağlayacak kamu ağırlıklı bir kalkınma ve refah dönemi olmalıdır.

Somut olarak özetleyecek olursak; gerek içinde bulunulan büyük ekonomik krizin atlatılması, gerekse yeni bir ekonomik atılımın sağlanabilmesi için mevcut Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın acilen reorganize edilerek, Yüksek Planlama Kuruluna işlevselik kazandırmak da dahil olmak üzere, Devlet Planlama Teşkilatı Başkanlığına dönüştürülmesi, Türkiye Cumhuriyetine Stratejik Kurumsal Akıl ve Hafıza sağlayacak ve ancak böylece güçlendirilmiş ve şahıslara değil de kurumsallaşmaya dayalı bir ekonomi yönetimi ortaya çıkmış olacak ve insanlarımızın yaşadığı ekonomik ve sosyal sıkıntılara kalıcı çözümler getirilmiş olacaktır.

FİKRET ARTAN KİMDİR

İ.Ü. İktisat Fak. mezunu olup, ABD Kolorado Üniv. Ekonomi Enstitüsünde Kalkınma Ekonomisi Sertifikası, ABD Kaliforniya Üniv. Uluslararası Tic. ve Finansman Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1986-2000 yıllarında DPT-Yıllık Ekonomik Programlar bölümünde Planlama Uzmanı, 1997-1998 yıllarında Başbakanlık Ekonomi Müşaviri, 2000-2001döneminde Dış Tic. Müsteşar Yardımcılığı ve 2001-2004 yıllarında T.C. Vaşington Büyükelçiliği Ticaret Başmüşavirliği Diplomatik görevlerinde bulunmuş, 2018 yılından beri Ekonomi Bakanlığı Müşavirliğinden Emekli Bürokrattır.

KİT’ler, Özelleştirme, Makro Ekonomik Dengeler, Ekonomik Krizler ve Dış Ticaret alanında çalışmaları bulunmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir